Osmanlıda Eşcinsellik & Homoseksüellik : Oğlan, Oğlancılık, Civelek,Zenpare, Kulanpare, Dellakname'i Dilkuşa, Kase'i Billur, Kabusname Nedir?
Ölümünden yıllar sonra ünlü öykücümüz Sait Faik Abasıyanık'ın eşcinsel olduğunu Vedat Günyol'un kaleminden öğrendik.Elbette, kimsenin cinsel kimliği kimseyi ilgilendirmez. Ama Sait Faik'in o ölümsüz eserlerini bir de bu gözle okuyun... Öykülerin içindeki 'erkek aşkını' daha anlamlandıracaksınız.
Oysa Batı'da eşcinsel külliyat almış başını gidiyor... Peki bizde durum ne? Osmanlı'dan bugüne eşcinselliği nasıl yaşamış,
anlatmış ve tarif etmişiz...

Evet, Osmanlı döneminde eşcinsellik daha yerleşik, daha kabullenilir bir kimliktir. 'Mahbup', Osmanlı'da eşcinsellere verilen genel addı. Aktif ve pasif eşcinsellik ayrımı da yapılmıştı.
Mahbuplar, yani eşcinsellerin pasif olanına 'Oğlan', aktif olanına da 'oğlancı' deniyordu. Ama daha teknik tanımla şöyle yapılmıştı: Heteroseksüel ilişki kuranlara 'Zenpare', eşcinsel ilişki kuranlara ise 'Kulanpare' deniyordu. Osmanlı eşcinsellerinin kendi kalçaları için kullandıkları tabir de pek yaratıcıydı: Kase-i billur!
300 AKÇELİK OĞLANLAR
Eşcinsellerin kapalı sayılan Osmanlı toplumunda arz-ı endam ettiği en önemli yer elbette hamamlardı. Hamamlarda 'döşek yoldaşlığı' tarifesi olan bir kalemdi. 'Oğlan'ların servis edildiği bu tarifede fiyat 300 akçeden başlıyordu. (Hamamlardaki eşcinsel serüveni anlatan en önemli kaynak Dellakname-i Dilkuşa'dır (Gönül Açan Tellaklar). Derviş İsmail tarafından kaleme alınan risalede 17. yüzyılın sonlarında İstanbul'da 408 hamamda 2.300 tellağın çalıştığını bunların büyük bir kısmının da eşcinsel olduğu anlatılıyor.)
Hamamları özel olarak inceleyen tarihçi Ergun Hiçyılmaz, bakın nasıl anlatıyor; '... Tophane, Unkapanı, Tahtakale, Yemiş İskelesi, Bahçekapı; her türlü rezilliğe açık birer yeniçeri yuvasıydı. Buralarda bırakın ırz ehli kadınları, pazılı delikanlılar bile dolaşamazdı. Bu semtlerde hamamlara girmek kolay, çıkmak zordu. 'Hamama giren terler' sözü o dönemin dellaklarının sözüdür. Ayrıca 'baltayı taşa vurmak' deyimi de buradan çıkmıştır. Balta; yeniçeri ortalarına ait 'nişan' denilen bir alameti farikadır. Bu uzunca bir sırmayla işli çevre veya peşkirin bir kadına ya da oğlana verilmesi ve armağanı oğlana veren kişinin bununla dolaşması sırasında 'balta' bellidir. Balta veren yeniçerinin elinden bunu kapmak baltayı taşa vurmaktır.' (Ergun Hiçyılmaz, Çengiler Köçekler Dönmeler Lezzolar)
YENİÇERİ OCAKLARI...
Osmanlı'da eşcinselliğin en az hamamlar kadar kurumsallaştığı yer ise yeniçeri ocaklarıydı. Zenne filminde konu edildiği gibi askerlik yaşı gelen eşcinsellerden 'durumlarını' ispatlaması istenmiyor, dahası askerlikten uzak tutulmuyorlardı.
Onlar yeniçerilere hizmet edecek 'civelek'ler oluyordu. Hatta savaşlarda ihtiyacı karşılamak üzere civelekler taburu bile oluşturulmuştu. Civelek taburunda yer alan askerlerin her birini bir yeniçeri sahiplenmişti. Adeta aralarında karı-koca ilişkisi vardı.
Ergun Hiçyılmaz, 1810 yılında bir civelek oğlan için Galata'dan sorumlu 25. Orta ile 75. Orta adlı yeniçeri birliklerinin iki gün boyunca çatıştıklarını anlatır. 'Civeleklere sahip olmak başlı başına bir meseledir', der.
YAYGIN BİR MESLEKTİ
Eşcinsel kültürün, Osmanlı'ya Acem'den geçtiği hep konuşulur. Hatta acemi oğlan (acemi asker) tanımının Acem'den yani İran'dan bize geçtiği anlatılır. Bu mevzu uzun olduğu için burada girmeyeceğim.
Ama 1082'de Acem Keykavus Bin İskender tarafından kaleme alınan 'Kabusname' adlı eser 1800'lerde Mercimek Ahmet tarafından Türkçe'ye çevrilmişti. (Daha sonra Orhan Şaik Gökyay sadeleştirmiştir.)
Kabusname'deki şu satırlar oldukça dikkat çekicidir: 'Yaz olunca avratlara meylet, kış olunca oğlanlara ki, vücutça sıhhat bulasın. Avrat teni soğuktur. İki soğuk bir araya gelirse birbirini kurutur.'
Zennelik Osmanlı'da yaygın bir meslekti.
Kendisi de bir eşcinsel olan ünlü yazar Reşat Ekrem Koçu'ya kulak verelim: 'Genç ve yakışıklı delikanlılar meşkhanelerde veya oyunlarıyla ün yapan köçeklerin yanında uzun zaman çalışmak suretiyle yetişirlerdi. Raksın kendine göre birtakım usul ve kaideleri vardı: Kafa tutmalar, omuz titremeler, bel kırmalar, topuk çarpmalar, tırnak üstünde uçar gibi koşmalar... Köçeklerin bazen şehvetengiz kadın elbiseleri giydikleri de olurdu. Raks, seyirciyi çıldırtan bir temsildi. Müzikle gerilen sinirler, güleryüzlü, kadın kıyafetli, kadın edalı yosmaların kışkırtıcı oyunlarından tahammülsüz bir hale gelirdi.'
Koçu'nun ballandıra ballandıra anlattığı köçek gösterileri aslında Osmanlı'nın yabancısı olmadığı eşcinselliğin kamufle edilmiş haliydi. (İsmet Zeki Eyüboğlu'nun derlediği 'Divan Edebiyatı'nda Sapık Sevgi' ve yine Mehmet Halife'nin 'Tarih-i Gilmani' bu konudaki önemli çalışmalardır.)
Bektaşilerin Babagan kolundan olan Mücerretler hiç evlenmiyor ve kadınlarla ilişki kurmuyorlardı. Mücerretlerin kulakları küpeliydi. Ayinleri biraz ilginçti. Birbirlerine sarılarak bir Bedevi topu yapıyorlardı.
ZIBIKÇILAR ÇARŞISI
Devam edelim...
Ünlü folklor kahramanımız Karagöz de bir eşcinsel miydi? Civan Nigar'la hamamda basılmasına ne diyeceğiz?
Doğrusunu söylemek gerekirse Osmanlı eşcinselleri belki biraz daha şanslıydı. Çünkü Cumhuriyet döneminde tamamen yok sayıldılar. (Sadece eşcinseller değil. Her türlü cinsellik tam anlamıyla örtüldü. İlk seks shop ne zaman açıldı bilmiyorum ama Osmanlı'da kocası askere giden kadınların kullanması için yapay penis imal eden bir sektör vardı. Zıbık adı verilen bu penisler boy boy ve çeşit çeşitti. Hatta zıbıkçılar çarşısı bile vardı.)
İFTİRA ATIYORLAR ADAMA
Zeki Müren ilk 'parlak' çıkışı yapan eşcinselimizdi. Abartılı kıyafetleri ağır makyajına rağmen ortalama Türk insanı onun eşcinsel olabileceğini aklına getirmek istemedi. (Rahmetli annem ölünceye kadar severek dinlediği Müren'in eşcinsel olduğuna inanmak istemedi. 'İftira atıyorlar adama' dedi.)
Zeki Müren'i, Adnan Pekak izledi. Ardından onlarca gay sanatçı sahnelerdeki yerini aldı. Ve elbette Bülent Ersoy!
Sonuncusu hariç hiçbiri cinsel kimliklerini kamuoyuyla paylaşmadı, hemen hepsi saklı tuttu.
Resmi ilk büyük çıkış, 1980 öncesinde İzmir Çevre Sağlığı Derneği'nden İbrahim Eren ve bir grup arkadaşı tarafından yapıldı. 'Terapi Toplantıları' 12 Eylül'ün araya girmesiyle kesintiye uğradı.
Ama İbrahim Eren 1987'de yine öncülük ederek bu kez 'Çarşamba Çayları' adı altında ilk eşcinsel örgütlenmeyi başlattı. Toplantı yeri Eren'in eviydi. İlk kez eşcinsel sorunlar irdelenip tartışılmaya başlandı. Giderek ev yetmemeye başladı. Bilsak, ev sahipliğini üstlendi.
Tuğrul Eryılmaz'ın yönetmenliğindeki Yeni Gündem bu çalışmaları kapağına taşıyınca mahkemede aldılar soluğu... Yargılandıkları kapaktaki başlık her şeyi özetliyordu: 'Suçu Olmayan Suçlu'
Dünyada ise eşcinsel ünlülerin büyük bir çoğunluğu kimliklerini ifade etmekten kaçınmıyor. (Rock Hudson'un eşcinsel olduğunu öğrendiğimizde ne çok şaşırmıştık, hatırlayın...)
Freddie Mercury'den Elton John'a, Ricky Martin'e kadar onlarca ünlü isim eşcinsel kimliklerini kamuoyuyla paylaştılar. William Sheakespeare'in de, büyük İngiliz Yazar Oscar Wilde'nin de, Sokrates'in de eşcinsel olduğu artık okul kitaplarına kadar girdi...
DEKLARE ETMEK ÇOK ZOR
Peki bizde durum ne? Ölümünden yıllar sonra ünlü öykücümüz Sait Faik Abasıyanık'ın eşcinsel olduğunu Vedat Günyol'un kaleminden öğrendik.
Elbette, kimsenin cinsel kimliği kimseyi ilgilendirmez. Ama Sait Faik'in o ölümsüz eserlerini bir de bu gözle okuyun... Öykülerin içindeki 'erkek aşkını' daha anlamlandıracaksınız.
Günümüze gelelim. Eşcinsel pek çok ünlü isim olmasına karşın deklare edenler sınırlı sayıda...
Yönetmen Ferzan Özpetek, modacı Cemil İpekçi, modacı Barbaros Şansal, Vj Bülent... Bir elin parmaklarını geçmez sayıdalar....
Oysa gerçek sayının bunun çok çok üstünde olduğunu biliyoruz. Ama toplumun önünden koşan sanatçılarımız bile bu konuda öncülük yapmaya cesaret edemiyor..
Yani henüz daha eşcinsel kimlikle yüzleşemiyoruz. Bunu daha erken buluyoruz. Zenne filmi bu anlamda sert ama iddialı bir çıkış olabilir...
Evet... Mahbup'tan gay'e eşcinsel hikayemiz işte böyle...
Gurkanhacir.com
Twitter.com/gurkanhacir
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e civelekler!
aksam.com.tr/osmanlidan-cumhuriyete-civelekler--93971h.html
Sait Faik AbasıyanıkKimdir?
Sait Faik Abasıyanık 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu. Çocukluğu Adapazarı’nda geçti. İlköğrenimini Rehber-i Terakki Okulu’nda yaptı. Ortaöğreniminin bir bölümünü İstanbul Erkek Lisesi’nde, bir bölümünü ise Bursa Lisesi’nde tamamladı (1925-1928). Yükseköğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde başladı (1928). İki yıl sonra babasının isteği üzerine, iktisat eğitimi için Venedik üzerinden İsviçre’ye gitti. Lozan’da kısa bir süre kalarak, Fransa’nın Grenoble kentine geçti. Sanatı ve kişiliği üzerinde derin izler bırakacak çok sevdiği bu Fransız şehrinde üç yıl yaşadı. Fransa’dan döndükten sonra bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Çocukluğundan beri tüccar olmasını istediği babasının zorlamasıyla ticarete atıldı ve başarılı olamadı. Babasının 1939’daki ölümüyle geçimini yalnızca kalemiyle sağlamanın yollarını aradı. Kısa bir süre Haber gazetesinde muhabirlik yaptı (1942). Yazarlığa lise yıllarında başlayan Sait Faik’in ilk şiiri Mektep dergisinde (1925), ilk yazısı ‘Uçurtmalar’ Milliyet gazetesinde yayımlandı (1929). 1934’ten itibaren kendini neredeyse bütünüyle öyküye veren yazar; denizi, emekçileri, çocukları, yoksulları, işsizleri, balıkçıları yalın ve şiirsel bir dille anlatarak Türk edebiyatına yeni bir öykü anlayışı getirdi. Daha önce Atatürk’ü de onur üyeliğine seçen, ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği tarafından çağdaş edebiyata yaptığı katkılarından dolayı onur üyeliğine seçildi (1953).
11 Mayıs 1954’te İstanbul’da öldü.
Yapıtları:
Öykü: Semaver (1936, Remzi Kitabevi); Sarnıç (1939, Çığır Kitabevi); Şahmerdan (1940, Çığır Kitabevi); Lüzumsuz Adam (1948, Varlık Yayınları); Mahalle Kahvesi (1950, Varlık Yayınları); Havada Bulut (1951, Varlık Yayınları); Kumpanya (1951, Varlık Yayınları); Havuz Başı (1952, Varlık Yayınları); Son Kuşlar (1952, Varlık Yayınları); Alemdağ'da Var Bir Yılan (1954, Varlık Yayınları); Az Şekerli (1954, ö.s. Varlık Yayınları). Roman: Medar-ı Maişet Motoru (2. baskısı Birtakım İnsanlar adıyla) (1944, Yokuş Kitabevi); Kayıp Aranıyor (1953, Varlık Yayınları) Şiir: Şimdi Sevişme Vakti (1953, Yenilik Yayınları) Röportaj-Öykü: Tüneldeki Çocuk (1955, Varlık Yayınları); Mahkeme Kapısı (1956, Varlık Yayınları) Diğer Yapıtları: Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (1977, Bilgi Yayınevi), Açık Hava Oteli (1980, Bilgi Yayınevi)
Müthiş Bir Tren (1981, Bilgi Yayınevi); Sevgiliye Mektup (1987, Bilgi Yayınevi) Çeviri: Georges Simenon'dan Yaşamak Hırsı (1954, ö.s., İstanbul Yayınları)
TurkGayClub : Türk Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti,Transeksüel ve İnterSex Eşcinsel "LGBT & LGBTT & LGBTI" Kulübü & Topluluğu & Birliği Haber Sitesi http://news.turkgayclub.com'da Yayınlanmasını İstediğiniz Eşcinsellik ve Eşcinseller'le ilgili Dünyadan ve Türkiyeden En Son ve Güncel Haberleri Üye Olup Kendiniz Ekleyebilir veya Yayınlanması için info@turkgayclub.com Mail Adresine Yollayabilirsiniz.




Yorum gönder